Bu durum, sektörün dil aracılığıyla çözdüğü bir gerilim yaratır. Ücreti ödeyen herkese açık deneyimlere “ayrıcalıklı” denir. Günde altı kez farklı gruplarla yapılan turlara “özel” denir. Otantik karşılaşma diye sunulan şeyler o kadar çok tasarlanmış, prova edilmiş ve tekrarlanmıştır ki sahiciliğin kendisi değil, sahicilik gösterisine dönüşmüştür.
Bu tam olarak sahtekârlık değildir. Oteller gerçekten güzeldir. Hizmet gerçekten özenlidir. Yemek gerçekten iyidir. Fakat İstanbul’daki beş yıldızlı bir otelde kalma deneyimi, Dubai, Singapur ya da New York’taki beş yıldızlı bir otelde kalmaktan temelde farklı değildir. Marka aynıdır. Hizmet protokolü aynıdır. Minibar aynıdır. Değişen tek şey pencereden görünen manzaradır.
Lüks biçimiyle kitlesel turizm de kitlesel turizmdir. Daha yüksek fiyatlı, daha kaliteli çarşaflı ve daha ilgili concierge hizmeti sunan aynı üründür. Olmadığı şey ise bulunduğu yerle sahici bir karşılaşmadır.
İstanbul’un kültür dünyası yararlı bir sınama alanı sunar. İstanbul’da çok geniş bir beş yıldızlı otel envanteri bulunuyor. İstisnasız iyi işletilir ve rahattırlar. Aynı zamanda en önemli yönleriyle, yine istisnasız birbirlerinin yerine geçebilirler. İstanbul’da bulunma; şehrin özgül tarihi, kültürü ve geçmişle bugün arasındaki ilişkiyi kavrama biçimiyle karşılaşma deneyimi bunların hiçbirinde bulunmaz. Şehrin içinde bulunur; bu başka bir şeydir.
Lüks seyahatle sahici özel deneyim arasındaki ayrım konforla ilgili değildir; karşılaşmayla ilgilidir. Konfor satın alınabilir. Karşılaşma alınamaz.
Sahici özel deneyim, o yerde faaliyet gösteren bir markayla değil, yerin kendisiyle ilişki gerektirir. Şehri ancak onlarca yıldır içinde yaşayan insanların bilebileceği biçimde bilen kişilere erişim gerektirir. Konforunuz için tasarlanmamış, bir anlamda konforunuza kayıtsız bir durumda bulunmaya istekli olmayı gerektirir; çünkü gerçekleşen şey konforunuzdan daha önemlidir.
Beylerbeyi 1869 deneyimi buna örnektir. On dokuzuncu yüzyıldan beri halka açılmamış, Osmanlı sultanlarının en önemli konuklarını kabul ettiği Beylerbeyi Sarayı odalarında özel bir akşam yemeği. Deneyim beş yıldızlı bir otelin konforlu olduğu biçimde konforlu değildir. Odalar kışın soğuktur. Sandalyeler ergonomik değildir. Aydınlatma tarihseldir. Fakat tarihin gerçekleştiği bir odada bulunmak; belirli bir odada, belirli bir yılda, belirli insanlarla ne olduğunu açıklayabilen bir tarihçiyle oturmak hiçbir otelin tekrarlayamayacağı bir deneyimdir. Çünkü hiçbir otel saray değildir, hiçbir saray da otel değildir.
Closed Collection Viewing deneyimi aynı ilkeyle işler. Hiçbir zaman halka sergilenmemiş özel bir koleksiyon, önemli sanatla ilişkisini göstermiş konuklar için yalnızca davetle açılır. Koleksiyon olağanüstüdür. Fakat onu görmek yalnızca eserlerin niteliği nedeniyle olağanüstü değildir; nitelikleri gerçekten yüksek olsa da. Bağlam nedeniyle olağanüstüdür. Onlarca yılını bu koleksiyonu kurmaya vermiş, her edinimi temsil ettiği ilişki ve taşıdığı anlayış üzerinden açıklayabilen bir koleksiyonerle özel bir evde bulunursunuz. Bu bir müze ziyareti değildir. Sanata önem vermenin ne anlama geldiği üzerine, bu önemin fiziksel kanıtını oluşturan bir mekânda yapılan bir konuşmadır.
Lüks seyahat sektörü bunu sunamaz. Kaynakları olmadığı için değil, ilişkileri olmadığı için. Sahici özel deneyimi doğuran ilişkiler satın alınamaz. Bir yer ve insanlarıyla onlarca yıl süren temasın; tekrarlanan karşılaşmalarla kurulan güvenin, neyi tanıştırdığını bilen insanlarca yapılan tanıştırmaların sonucudur.
Sektörün çözemediği yapısal sorun budur. Daha iyi oteller yapabilir. Daha iyi concierge’ler çalıştırabilir. Daha iyi gezi programları tasarlayabilir. Fakat bir yere gerçekten kabul edilmekten, müşteri değil konuk olarak görülmekten doğan karşılaşma niteliğini üretemez.
Ayrım anlamsal değildir. İşlemle ilişki arasındaki farktır. Ve nihayetinde seyahatte önem taşıyan tek ayrım budur.
